Güney Azerbaycan’dan bahsederken yalnızca tarih, kültür ya da demografiye odaklanmak artık yeterli değil. Fakat bu topraklarda, bu kez yeraltında son derece stratejik işleyen farklı bir gerçek daha mevcuttur. Batı Azerbaycan, yakında İran’ın nükleer yakıt çevriminde önemli bir işleve hizmet edecek. Bu meselenin tamamı; Hoy’dan Çaldıran’a uzanan bölgedeki yeraltı uranyum yataklarını, söz konusu bölgenin Türkiye sınırına yakınlığını ve bu yakınlık etrafında dönen uğursuz hesapları birlikte ele alan bir çerçevede incelenmelidir.
halihazırda İran şimdiye kadar yaşadığı en sert askerî ve ekonomik kuşatma ile baskıya maruz bırakılıyor. 2025 Haziranında İsrail, İran’ın nükleer tesislerine saldırdı ve aynı anda Batı, Birleşik Devletler öncülüğünde operasyonlara katıldı; tarihçilerin “On İki Gün Savaşı” olarak adlandırdığı bu saldırıda İsfahan’daki Natanz Nükleer Tesis ile Uranyum Dönüşüm Tesisi de hedefler arasındaydı. İkinci kez koordineli saldırının ilk dalgası, 28 Şubat 2026’da ABD’den başladı. 8 Nisan 2026’da Pakistan bir ateşkes arabuluculuğu yaptı. ABD’nin savaşın ortasında teslim ettiği talepler listesindeki 1 numaralı madde ve savaşın ardından geriye kalan tek şey şuydu: tüm mevcut uranyum zenginleştirme faaliyetlerini ve stokların sevkiyatını durdurmak.
Peki bunun neresinde Batı Azerbaycan var? Tam burada, kritik bir ayrıntı Devreye giriyor. İran, bu saldırıların artmasından kısa bir süre önce ülke genelinde uranyum yataklarını hızla işletmeye açma hamlesine başlamıştı. Amaç belliydi. Daha fazla sarı pasta, yani uranyum oksit üretmek ve nükleer yakıt döngüsünü güçlendirmek istiyordu. Batı Azerbaycan’daki sahalar da bu stratejik planın tam ortasında yer aldı.
İran’da onlarca projenin yıllarca yarım kaldığı ve bütçe kıtlığının her adımı aksattığı bir sistemde, iki sahanın aynı dönemde ve bu kadar hızlı devreye alınması dikkat çekmişti.
Hoy ilçesindeki Ceng-i ser sahası, 19 Ağustos 2023’te resmen uygulama aşamasına geçti. Yaklaşık bir yıl süren ayrıntılı arama çalışmalarından sonra bu noktaya gelindiği belirtildi. Sahada uranyumun yanında molibden ve nadir toprak elementlerinin de bulunduğu açıklandı. Proje için yaklaşık 10 trilyon riyal yatırım planlanmış. Tesislerin otuz ay içinde işletmeye alınması düşünülüyor. Eyalet yetkilileri, tamamlandığında Hoy şehrinin ülkenin en önemli sarı pasta üretim merkezlerinden biri olacağını tahmin ediyordu.
Çaldıran ilçesindeki Dilekverdi sahası ise bundan yalnızca iki buçuk ay sonra, 1 Kasım 2023’te faaliyete başladı. 117 kilometrekarelik havzada yapılan havadan jeofizik taramalar, 41 kilometrekarelik bir alanda yaklaşık 500 bin ton uranyum cevheri ve eşlik eden elementlerin varlığını ortaya çıkardı. On sekiz ay içinde cevher işleme testlerinin tamamlanması planlanıyordu. Üç yıl içinde de tam kapasitede çalışan bir kırma ve işleme tesisi kurulması amaçlanmıştı. Toplam yatırımın yaklaşık 5 bin milyar tümen olduğu açıklanmıştı.
Batı Azerbaycan’daki uranyum arama çalışmaları aslında yeni sayılmaz. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın verilerine göre, İran topraklarının yaklaşık üçte biri 1977 ve 1978 yıllarında havadan jeofizik yöntemlerle tarandı. Bugünkü keşifler, büyük ölçüde bu dönemde toplanan bilgilerin modern teknoloji ve yeni tarama yöntemleriyle yeniden değerlendirilmesine dayanıyor. Eyaletin güney ve güneybatısında, özellikle Urmiye-Nakade(Sulduz)-Mahabad (soğukbulak) havzasında yapılan bilimsel incelemeler, bölgedeki riyolit ve alkali tüflerin uranyum için uygun kaynak kayaç olabileceğini gösterdi. Urmiye Gölü’nün batısındaki Carçılı ve Kuzey Urmiye’deki Ferşçi Graniti sahaları da literatürde potansiyel alanlar olarak geçiyor. Ancak, bu iki yatağın henüz resmi olarak yatırım programlarına alınmamıştır veya kamuoyuna duyurulmamıştır.
Bununla birlikte bazı kritik soruların yanıtsız kaldığını belirtmek gerekir. Çıkarılan cevherin uranyum oranı kamuoyuyla paylaşılmamıştır. Radyoaktif atıkların yönetimi, yer altı sularına olası etkileri ve radon gazı ölçümleriyle ilgili bağımsız bir veri seti yoktur. 2023’te açıklanan takvimlerin ne kadarının uygulandığı ise 2026 itibarıyla hâlâ belirsizdir.
Türkiye sınırına dayanan, Azerbaycan Türklerinin yüzyıllardır yaşadığı bu topraklar bugün başka bir hesabın da konusu yapılmak isteniyor. Bazı silahlı örgütler, Batı Azerbaycan’ın Türkiye sınırına yakın topraklarını hayali haritalarına eklemiş durumda. Bu haritalar, silahlı örgütlerin düzenli bir toprak iddiasının ve bölge için hazırladıkları planların açık belgesidir. Bu yapıların bölgede çıkacak bir karmaşayı fırsat olarak görmeyi planladığı gizli bir konu değildir. Bu nedenle, İran’a yönelik “ekonomik dışlama” planı uygulanırken ve ülkenin merkezi otoritesi yakın gelecekte ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalabilecekken, stratejik önemiyle birlikte farklı kültürel ve siyasal fay hatlarını da barındıran bu bölgenin geleceği ayrı bir önem arz etmektedir.
Bu topraklar, Türk dünyasının kültürel ve jeopolitik köprüsü olma özelliğini, yeraltındaki uranyum, nadir toprak elementleri ve değerli minerallerin sağladığı ekonomik potansiyelle birleştirir. Son savaşların ardından enerji bağımsızlığının ve hammadde güvenliğinin giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde, İran İslam Cumhuriyeti’nin enerji koridorlarını tıkaması da bu tabloya eklenince, Güney Azerbaycan bölgenin geleceğini etkileyebilecek stratejik bir konuma kavuşmaktadır.

Bir yanıt bırakın